Ana Sayfa Arama
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Kanserle mücadelede telkin değil, paylaşım gerekli

Günümüzde kanser tedavileri, tıbbi olanakların artmasıyla birlikte daha olumlu sonuçlanabiliyor.

Günümüzde kanser tedavileri, tıbbi olanakların artmasıyla birlikte daha olumlu sonuçlanabiliyor. Ancak her ne olursa olsun kanser teşhisi almak ve beraberinde öngörülen tedavi sürecini göğüslemek çokta kolay bir süreç olmuyor. Bu nedenle kanser tanısı almak kadar bunu yakın çevre ile paylaşmakta zor olabiliyor. Kanserli hastaların yaşadığı psikolojik süreçleri değerlendiren Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Ilgaz Topgül, kanser teşhisi alan hastalarla kurulan destekleme adı altındaki iletişimde dikkat edilmesi gereken noktaları anlattı.

Kanser tanısı almış kişilere destek olmak isterken aslında fark etmeden onları yalnızlaştıran veya yoran cümleler kurulabiliyor. Bazı desteleme cümleleri hastaya güç vermek yerine durumu daha da kötü hale getirebiliyor. İyi gelme ve destekleme çabasıyla kurulan telkin cümlelerinin hastalara çoğu zaman kötü hissettirebildiğini belirten Medicana International İzmir Hastanesi Klinik Psikoloğu Ilgaz Topgül, “Örneğin ‘Kesinlikle yeneceksin’ demek, kimsenin garanti edemeyeceği bir şeyi vaat ediyor. Bu da hastalıkla ilgili belirsizliği yok saydığı için çoğu zaman rahatlatmayabiliyor. Anlamaya dayalı cümleler de öyle. Her insanın deneyimi biriciktir; üstelik kanseri deneyimlemeden, kanserle yaşayan bir insanın psikolojisini anlamak çok zordur. Bunu söylüyorum çünkü bu tarz cümlelerin çoğu, hastanın deneyiminin ‘anlaşıldığı’ varsayımıyla kuruluyor. Bu nedenle kanser hastalarına yaklaşırken sadece onu ‘gördüğümüzü’ hissettirmemiz yeterli olabilir. Onun çektiği acıyı, yaşadığı korkuyu tam olarak anlayamayız; ama o zorlanırken ona eşlik edebilir, onu dinleyebilir, yaşadığı zorluğun var olduğu kabul edilebilir” açıklamalarını kaydetti.

‘Güçlü ol’ baskısı durumu iyileştirmiyor

Kanser hastalarının yakınlarından duyduğu bir diğer telkin cümlesinin de ‘Güçlü olmalısın’ olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Ilgaz Topgül, bu durumun hasta üzerinde sadece baskı yaptığını belirtti. Klinik Psikolog Ilgaz Topgül, “Genel olarak; güçlü durmak, olumsuz bir şey olduğunda soğukkanlı kalmak olarak yorumlanıyor. Ama aslında güç tam olarak bu değildir. Yeri geldiğinde zorlandığını göstermek, ağlamak, kızmak da çok büyük bir güçtür. Kaldı ki kimse her zaman güçlü olmak zorunda değildir. Hastalar ve yakınları çoğu zaman birbirlerinin bu hâlinden habersiz olabiliyor ve birbirlerini üzmemek adına duygularını gizleyebiliyor. Üzülmek, kızmak ya da olumsuz diye nitelendirilen başka duyguları yaşamak zor olabilir; ama bu duygulara alan açmak gerekiyor. Bunlar paylaşılabilir duygular. Ayrıca bu süreçleri anlamlandırmak için onkoloji ekibinden ve ruh sağlığı çalışanlarından destek istemek de iyi bir başlangıç olabilir” mesajını verdi.

Öte yandan, Klinik Psikolog Ilgaz Topgül, kanser hastalarına yapılan diğer bir baskı unsurunun da ‘moralini yüksek tut ki kanseri yenebilesin’ baskısı olduğunu hatırlatarak, “Moralin yüksek olması hastalık deneyimini ve gidişatını kolaylaştırabilir; ama zaten düşüşte olan bir morali yüksek tutmaya zorlamak her zaman iyi bir fikir değildir. Kanser deneyimi hayat devam ederken yaşanıyor ve hayatın içinde başka zorluklar da olabiliyor” dedi.

Duyguların paylaşılması iyileştirici bir bağ kurar

Gözyaşlarını hastadan saklamanın anlamsız olduğunu belirten Klinik Psikolog Ilgaz Topgül, “Duyguların paylaşılması iyileştirici bir bağ kurabilir. Sandığımızın aksine, gözyaşlarını ve korkuları paylaşmak çoğu zaman o duyguları hafifletebiliyor; paylaşıldığında hasta ile yakını arasındaki bağın derinleştiğini görülebiliyor. Ancak korkularını paylaşmak adına hastaya ‘ölecekmiş gibi’ davranmanın ne hastaya ne de hasta yakınına faydası oluyor. Çünkü bu hastalığın zorlayıcı tarafı kesinlikten değil, belirsizlikten geliyor. Bu tür durumlar dışında duyguları paylaşmak büyük ölçüde iyi gelebiliyor” diye konuştu.

Hasta yakınlarının da hastalar kadar acı çekebileceğine dikkat çeken Klinik Psikolog Ilgaz Topgül, “Acının sürekli konuşulması da iyi bir şey değildir. Çünkü kanserle geçen hayatın içinde tek şey acı olmak zorunda değil. Yine de bastırmak yerine şeffaf olmak yakınlaşmaya katkı sağlar. Acının konuşulması mutlu anları değersiz kılmaz; bu yüzden konuşmaktan çekinmemeleri iyi olabilir.

Öte yandan; nasıl ki herkes kanseri tıbbi açıdan farklı deneyimliyorsa, psikolojik olarak da farklı deneyimliyor. Bu yüzden, ister hasta ister hasta yakını olun, bir şeyi paylaşıp paylaşmamaktan emin değilseniz önce bir uzmanla konuşmak iyi bir başlangıç olabilir” açıklamasını kaydetti. Son olarak Klinik Psikolog Ilgaz Topgül, hasta yakınlarının da hastalar kadar desteğe ihtiyacı olabileceğinin altını çizdi.

Anlamaya değil, görmeye ve eşlik etmeye çalışın

Hastalara yaklaşımda altın kuralın anlamak değil, görmek ve onlara eşlik etmek olduğunu belirten Klinik Psikolog Ilgaz Topgül, yeri geldiğinde sessizce yan yana durabilmenin bile iyi gelebileceğini belirtti. Klinik Psikolog Ilgaz Topgül, sözlerini şöyle tamamladı:

“Aynı odada hiçbir şey söylemeden oturmak, elini tutmak, temas etmek Bunlar bazen söylenebilecek her şeyden çok daha kıymetli olabiliyor. Çoğu zaman fark edilemeyebiliyor ama sessizliği paylaşmak ciddi bir samimiyet ister ve genellikle hastaları dinlendirir. Hiçbir şey söylenmese de yanlarında birinin olduğunu hissedebiliyorlar. Bu yüzden bir kanser hastasına iyi gelmek için mutlaka bir şey söylenmesini gerektiği düşünülmesin; bazen hiçbir şey söylemeden de hastaya destek olunabilir. Ayrıca hastalara ‘Nasıl yardım edebilirim?’ diye sormak yerine onların ihtiyaçlarını hatırlamak daha faydalı olabilir.”